Dijital Kent Nedir? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Perspektifinden Bir İnceleme
İstanbul’da yaşayan biri olarak, şehrin her köşesinde farklı toplumsal yapıları gözlemlemek oldukça kolay. Sokakta yürürken, toplu taşımada bir yolculuk yaparken ya da işyerimde bir toplantıya katılırken, dijitalleşmenin hayatımıza nasıl yön verdiğini her geçen gün daha fazla hissediyorum. Şimdi, “Dijital kent nedir?” sorusuna toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet açılarından bakmak, şehrin dijitalleşmesinin toplumsal yapılar üzerindeki etkilerini daha iyi anlamamı sağlıyor. Dijital kent kavramı, sadece teknolojiye dayalı bir şehirleşme değil; aynı zamanda bu teknolojinin farklı toplumsal gruplara nasıl hizmet sunduğu, kimlere fırsatlar sunduğu ve kimleri dışarda bıraktığıyla da ilgilidir.
Dijital Kent ve Teknolojinin Şehre Etkisi
Dijital kent, temel olarak şehirdeki yaşamın dijital teknolojilerle iç içe geçtiği, şehirlerin daha akıllı, verimli ve bağlanabilir hale geldiği bir modeldir. Her şeyin dijital bir altyapıya entegre olduğu bu şehirlerde, trafik, sağlık, güvenlik ve eğitim gibi alanlarda dijital çözümler kullanılmaktadır. Ancak, bu dijitalleşme süreci her birey ve topluluk için aynı şekilde işlemez.
İstanbul’da, toplu taşımada bile dijitalleşme izleri görebiliyorum. Örneğin, metroda kullanılan İstanbul Kartlar ve mobil uygulamalarla, artık bilet alımı çok daha pratik hale gelmişken, şehirdeki diğer yaşlı ya da dijital okuryazarlığı düşük bireyler bu teknolojilere nasıl erişim sağlıyor? Bu durum, dijital kentin her kesime eşit fayda sağlamadığı, bazı toplulukları dışarıda bıraktığı anlamına geliyor. Bu, dijital kent kavramının toplumsal eşitsizlik yaratma potansiyelini gözler önüne seriyor.
Dijital Kent ve Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği
Dijital kentlerin toplumsal cinsiyet açısından incelenmesi, önemli bir farkındalık yaratıyor. Kadınlar, genellikle dijitalleşme süreçlerinden erkeklere göre daha fazla etkileniyor. İstanbul’daki bazı mahallelerde yaşayan kadınlar, dijital teknolojilere erişimde erkeklerden daha fazla engellemelerle karşılaşıyor. Örneğin, kırsal alanlardan şehre göç etmiş kadınların dijital okuryazarlık seviyelerinin genellikle düşük olduğunu gözlemliyorum. Bu kadınlar, dijital hizmetlere erişim sağlamakta zorluk çekebiliyor. Dolayısıyla, dijital kentlerin kurulması aşamasında toplumsal cinsiyet eşitsizliği de göz önünde bulundurulmalı.
Toplumsal cinsiyet eşitsizliği, dijital teknolojilerin kullanımında da kendini gösteriyor. Kadınların, dijital iş gücüne katılımı, erkeklerden daha düşük seviyelerde kalabiliyor. Bu durum, dijital kentsel dönüşümde kadınların daha az fırsata sahip olduğu anlamına geliyor. Kadınların dijital kentlerde daha fazla yer alabilmesi için, özellikle dijital okuryazarlık alanında güçlendirici politikalar uygulanması gerekir.
Çeşitlilik ve Dijital Kentler
Bir diğer önemli nokta ise dijital kentin çeşitliliği nasıl etkilediği. İstanbul gibi çok kültürlü bir şehirde, dijitalleşme farklı etnik, kültürel ve sosyoekonomik grupların yaşamını farklı şekillerde etkiliyor. Göçmenler, özellikle yeni gelenler için dijital kentlere erişim çok daha zor olabilir. Dijital hizmetlere ulaşma, dil bariyerleri ve finansal yetersizlikler nedeniyle göçmenler çoğunlukla dışarda kalabiliyor.
Sokakta, özellikle dilini bilmediğim insanlarla karşılaştığımda, onların dijital hizmetlere ne kadar uzak kaldığını daha iyi anlıyorum. Örneğin, bir arkadaşım, İstanbul’a yeni gelmiş bir göçmene yardım ediyordu; o göçmen, telefonundan basit bir uygulamayı açamıyordu çünkü uygulamanın dili Türkçeydi ve bu kişi, Türkçe bilmiyordu. Dijital kent, herkesin aynı kolaylıkla erişebileceği bir alan olmuyor, çoğu zaman göçmenler, yoksullar veya yaşlılar gibi gruplar, dijital fırsatlardan yararlanamıyor.
Bununla birlikte, İstanbul’un dijitalleşmesi, özellikle eğitim ve sağlık hizmetlerine erişimde büyük fırsatlar yaratıyor. Ancak, bu fırsatlar, şehrin her yerinde eşit şekilde dağıtılmıyor. Dijital altyapının sağlanmadığı, dijital okuryazarlık seviyesinin düşük olduğu mahallelerde, teknoloji sadece lüks bir araç haline gelebiliyor. Bu noktada, dijital kentlerin çeşitliliği nasıl daha kapsayıcı hale getirebileceğini sorgulamak önemli. Teknolojik altyapı, sadece belirli bir kesime değil, herkes için erişilebilir olmalı.
Sosyal Adalet ve Dijital Kentler
Dijital kentin sosyal adaletle nasıl ilişkilendiği de oldukça önemli bir konu. Dijitalleşme, kent yaşamını daha verimli ve düzenli hale getirebilir, ancak bu süreçte toplumsal eşitsizlikleri derinleştirme riski vardır. Teknoloji, genellikle daha iyi gelir grubundaki, eğitimli ve dijital okuryazarlığı yüksek bireylerin hayatını kolaylaştırırken, diğer gruplar için bir engel oluşturabiliyor. Örneğin, sokakta gördüğüm yaşlı bir kadının, cep telefonuyla bankacılık işlemlerini yapamayışını düşündüğümde, dijitalleşmenin sadece teknolojik değil, aynı zamanda sosyal bir sorun olduğuna kanaat getiriyorum.
Sosyal adaletin sağlanabilmesi için, dijital kentler sadece teknoloji altyapısıyla değil, aynı zamanda bu altyapının herkese eşit fırsatlar sunduğu bir yapıyla inşa edilmelidir. Sosyal hizmetlerin dijitalleştirilmesi, özellikle düşük gelirli gruplar ve marjinalleşmiş topluluklar için fırsatlar yaratabilir. Örneğin, belediyelerin dijital platformlar üzerinden sunduğu hizmetlere erişim kolaylaştırılmalı, yaşlılar, engelliler, göçmenler ve düşük gelirli kesimler için dijital okuryazarlık eğitimleri verilmeli.
Sonuç: Dijital Kent ve Toplumsal Eşitlik
Dijital kent, İstanbul gibi büyük şehirlerde giderek daha fazla karşımıza çıkan bir kavram. Ancak bu kavram, yalnızca dijital altyapıdan ibaret değil; aynı zamanda sosyal adaletin, toplumsal cinsiyet eşitliğinin ve çeşitliliğin göz önünde bulundurulduğu, herkese eşit fırsatlar sunan bir kent vizyonunu ifade ediyor. Dijitalleşme, doğru şekilde yönlendirilirse, daha kapsayıcı, daha adil ve daha eşitlikçi bir toplum yaratma potansiyeline sahip. Ancak, bu süreçte gözden kaçırılmaması gereken en önemli şey, dijitalleşmenin bazı grupları dışarda bırakma tehlikesi taşıdığıdır. Bu yüzden, dijital kentlerin tasarımı, sadece teknolojiye değil, bu teknolojiyi kullanacak insanların çeşitliliğine de odaklanmalıdır.