id=”e2f48g”
CIF’de Navlunu Kim Öder? Bir İşlem, Bir Duygu, Bir Karar
Kayseri’deki küçük, sessiz odamda bilgisayarımı açtığımda, o günün ne kadar sıradan olduğunu düşünmüştüm. Çalışmam gereken birkaç iş vardı, bir yandan da bir hafta sonu planı yapma derdindeydim. Ama sonra bir e-posta geldi, konu başlığı “CIF’de navlunu kim öder?” diyordu. Bu basit soru, aniden her şeyin değişmesine sebep oldu. İçimi kaplayan bir huzursuzluk, belki de bir kaygı dalgası, her şeyin önüne geçti. Sonra düşündüm, bu yazıyı yazarken bile bir yanda olmalı: Hem işin hem de duygularımın iç içe geçtiği bir dünyadaydım.
CIF ve Navlun Hakkında Ne Biliyorum?
Bir süredir uluslararası ticaretle ilgili birkaç proje üzerinde çalışıyordum. “CIF” dediğimizde, Cost, Insurance and Freight (Maliyet, Sigorta ve Navlun) anlaşması akla geliyordu. Kısacası, bu, malın taşıma masrafları, sigorta ve navlun (yani taşımacılık ücreti) gibi unsurların tedarikçi tarafından karşılandığı bir sözleşme türüydü. O an, cevapsız kalan tek şey şuydu: Kim ödeyecek bu navlunu? İthalatçı mı, yoksa ihracatçı mı? Birçok kez okumuştum; ama işin içine girince bu sorunun her zaman karmaşık olduğunu fark ettim. Gerçekten de doğru yanıtı bulabilmek için, dikkatle tartışmak gerekiyordu.
İlk Telefonda Olanlar: Beklediğimden Farklı
Telefonum çaldı. Ekranda adı yazılı olan kişi, meslektaşım Murat’tı. Murat’ı hep gülerken ve her konuda net konuşurken bilirim. Ama bu sefer farklıydı. “Serkan, bir sorun var. CIF anlaşması yaptık ama navlunu kim ödeyecek?” dediğinde, içimde bir şeyler kırıldı. Bunu hissettim. Murat’ın sesi titriyordu ve ben, hemen onun ne hissettiğini anlamıştım. Gerçekten zor bir durumda kalmıştı. Bir anda kendimi onun yerine koydum, bu anlaşmanın içinde hapsolmuş gibi hissettim. Eğer biz navlun konusunda yanlış bir karar verirsek, belki de birkaç ay boyunca işin içinde dönüp duracak, finansal olarak sıkıntıya girecektik.
Büyük Bir Yük ve Yanıtı Bulmaya Çalışmak
O anda çok fazla düşündüm. Gerçekten de işler bu kadar basit olamazdı. Bir anda aklıma eski bir not defterim geldi, yıllar önce tuttuğum ticaretle ilgili notlarım. Şirket içi bir sorun olduğu zaman, sanki hayatımı kurtaracakmış gibi notlar alırdım. O eski kayıtlara bakarak bir şeyler aradım. Ama her sayfa beni daha da kaygılandırdı. Duygularım karışıyordu; çünkü doğru cevabı bulmak, sadece ticari bir konu değildi. Onunla birlikte her şeyin bambaşka bir boyuta kayabileceğini hissettim.
Bir yanda Murat’a verdiğim sözle, ona doğru bir çözüm önerisi sunmaya çalışırken, diğer yanda Kayseri’deki evde, annemin bana seslendiği o sabahları düşündüm. Bir işe karar vermek, bazen sadece parasal değil, duygusal da bir karar oluyordu. Gelecekteki planlarımın, bu tür küçük, zorlayıcı anlarla şekillendiğini fark ettim. Bu işler ne kadar soğuk, hesaplamalı görünse de, içinde her zaman bir duygu vardı. Şimdi de o duyguyu tam olarak anlamaya çalışıyordum.
Sonunda Hangi Yolu Seçeceğiz?
Birkaç telefon görüşmesinin ardından, nihayet şirketimizin finans departmanından yanıt geldi. “Navlunu biz ödeyeceğiz” dediler. Bu, o kadar kolay bir karar gibi gelmişti ki, ama aslında işin içinde bir sürü değişken vardı. Bu karar, sadece para kazanmakla ilgili bir şey değildi. Karar verdikten sonra birkaç gün boyunca hissettiğim boşluk, acaba bu doğru karar mıydı diye düşündürttü. Navlun, ticarette bir yer edinmiş olsa da, işin içinde duygularım da vardı. Her şeyin hesaplanabilir olmasını beklerken, insan öğesinin ne kadar güçlü olduğunu bir kez daha fark ettim. Ve her şeye rağmen, doğru yolu bulduğumu hissettim.
Bir Karar, Bir Sonuç ve Gelecekteki Anlamı
Bu kadar küçük bir ticari sorunun, bana bu kadar büyük bir anlam ifade etmesini şaşırtıcı buluyorum. Kayseri’deki odamda bilgisayarımı kapatırken, aklımda geleceğe dair binlerce soru vardı. Bu karar, yalnızca ticari bir mesele değil, aynı zamanda bana hayatımın nasıl şekilleneceğine dair bir sinyal verdi. Ticarette bu tür hesaplar yaparken, insanın hislerinin ne kadar önemli olduğunu unutmak, geleceği daha belirsiz hale getirebilir. Belki de her işlem, içinde bir duygu taşıyor, her karar hayatımızın bir parçasına dokunuyor.
Gelecekte, ticaretin ve ilişkilerin daha karmaşık hale gelmesiyle, bu tür küçük sorular, büyük değişimlerin kapılarını aralayacak. “CIF’de navlunu kim öder?” sorusu, belki de yıllar sonra sadece bir iş anlaşmasının parçası olmayacak. Bu soru, iş dünyasında ne kadar büyük ve önemli olursa olsun, insanlıkla ilgili duygularımızı da şekillendirecek. Bu yüzden ben, iş hayatıma daha dikkatle bakarken, duygularımı da yavaşça bu kararların içine dahil etmeyi öğreniyorum.